Tüm canlıları büyüten ve kendilerini değiştirmeye zorlayan içten gelen bir güç var mı? Leonardo Da Vinci’nin aklı yıllarca bu soruya takılmıştı. Eğer doğada böyle bir güç varsa, bunu keşfetmek istiyor ve incelediği her şeyde bu gücün işaretlerini arıyordu. Bu onun için adeta saplantıydı.
Leonardo bu soruyu kendi yaşamına uyguladı, kendi gelişimini sağlayan ve bugüne kadar gelmesine rehberlik eden bir güç ya da kaderin işaretlerini aramaya başladı.
Babası Ser Piero da Vinci bir noterdi ve güçlü burjuva sınıfının sadık bir üyesiydi ama Leonardo evlilik dışı dünyaya geldiğinden, üniversiteye gitmesi ya da soylu mesleklerden birine atılması yasaktı. Bu nedenle eğitimi sınırlı kalmıştı ve çoğunlukla kendi kendini eğlendirirdi.
Leonardo Vinci köyünün çevresindeki zeytinliklerde dolaşmayı ya da farklı bir patikayı izleyip yaban domuzları, hızlı akan derelere karışan şelaleler, gölcüklerde yüzen kuğular, yamaçlarda büyüyen garip kır çiçekleriyle dolu ormanda gezmeyi severdi.
Bir gün gizlice babasının bürosuna girip birkaç tabaka kâğıt aldı ormana gidip bir kayanın üstüne oturarak çevresindeki manzarayı çizmeye başladı. Her gün aynı yere gelip resim çizmeyi sürdürdü; hatta kötü havalarda kendine bir barınak bulup çizim yapıyordu.
Ne öğretmeni ne de bakacağı resimler vardı
Ne öğretmeni ne de bakacağı resimler vardı ve doğayı model alarak, yalnızca kendi gözleriyle gördüklerini çiziyordu. Çizdikçe her şeyi daha yakından gözlemleyebildiğini, yakaladığı ayrıntıların resimlerini adeta canlandırdığını fark etti.
Bir keresinde çizdiği beyaz süsen çiçeğini çok dikkatle inceleyince, garip biçimine takıldı. Bir tohum olarak başlayan süsen çiçeğinin geçtiği çeşitli süreçleri birkaç yıldır çiziyordu. Bu bitkiyi bu süreçlerden geçiren, şu harika çiçek olarak büyüten, başka hiçbir çiçeğe benzememesini sağlayan neydi? Belki de çeşitli değişimlerden geçmesine yol açan bir gücü vardı.
Leonardo Floransa'da ressam Andrea del Verrocchio'nun stüdyosuna çizimlerinin inanılmaz niteliği nedeniyle on beş yaşında kabul edilmişti. Verrocchio tüm çıraklarını stüdyosunun çalışmalarında gerekli olan mühendislik, mekanik, kimya ve metalurji gibi bilimsel konularda eğitiyordu.
Leonardo bu becerileri öğrenmeye hevesliydi ama kısa zamanda yalnızca verilen görevi yapmakla yetinemeyeceğini fark etti; ustayı taklit etmek yerine bir şeyler keşfetmek, kendi katkısını ortaya koymak istiyordu.
Bir gün Verrocchio'nun tasarladığı büyük boyutlu, İncil'den esinlenme bir tabloya bir melek resmi yapması istendi. Tablonun kendisine ayrılan bölümünü kendi yöntemince canlandırmaya karar verdi.
Meleğin ön sathına bir çiçek tartı yerleştirdi ama alışılagelmiş bitkiler yerine çocukluk yıllarında ayrıntılı olarak incelediği çiçek cinslerini seçti ve hiç kimsenin daha önce görmediği bilimsel bir titizlikle boyadı. Meleğin yüzünü çizerken boyaları karıştırıp, kutsallık havasını ifade eden yumuşak bir parlaklık elde etti.
Ve sonunda gerçekçi melek kanatları yaratacak ilk ressam olmaya karar verdi.
Bu nedenle pazara gidip birkaç kuş satın aldı. Saatlerce kanatlarının bedenleriyle nasıl birleştiğini inceleyip çizim yaptı. Kanatların fizyolojik bir inandırıcılıkla meleğin omuzlarından çıktığı ve doğal bir biçimde uçmasını sağlayacağı duygusunu vermek istiyordu. Her zamanki gibi Leonardo orada durmayacaktı.
Tablodaki çalışması sona erince
Tablodaki çalışması sona erince, kuşlara takıntılı hale geldi ve kuşların uçuşunun ardındaki bilimi çözebildiği takdirde belki bir insanın da uçabileceğini düşünmeye başladı. Artık her hafta birkaç saat kuşlar hakkında bulabildiği her şeyi okuyordu. Kafası hep böyle çalışıyor bir fikir bir başkasına doğru akıyordu.
Leonardo, Papa Lorenzo de Medici'den yeni inşa ettirdiği Sistine Şapeli'ni dekore etmesi için Floransa'nın en başarılı ressamlarını kendisine önermesini istemişti. Lorenzo bu isteği yerine getirip Leonardo dışındaki Floransa'nın en iyi ressamlarını Roma'ya göndermişti. İkili temelinde hiç anlaşamıyordu.
Lorenzo edebiyata meraklıydı ve klasikleri okumuştu. Leonardo Latince bilmediğinden, antik dönem hakkında bilgili değildi. Kafa yapısı bilime daha yatkındı.
Ama bu aşağılama karşısında Leonardo'nun kırgınlığının kökünde başka bir konu daha yatıyordu soyluların gözüne girmek için ressamların sürdürmek zorunda olduğu bağımlılıktan, bir siparişten bir sonrakine göre yaşamaktan nefret etmeye başlamıştı. Floransa'dan ve kentte hüküm süren saray politikalarından sıkılmıştı.
Sonunda yaşamında her şeyi değiştirecek bir karar verdi: Milano'ya yerleşecek ve geçim kaynağı için yeni bir strateji belirleyecekti. Bir ressamdan daha fazlası olacaktı. Mimarlık, askeri mühendislik, hidrolik, anatomi, heykel gibi ilgisini çeken tüm sanat ve bilim dallarıyla ilgilenecekti.
Kendisini isteyen bir prens ya da soylu bir patrona iyi bir maaşla danışman ve ressam olarak hizmet verebilirdi. Birkaç farklı projeyle aynı anda ilgilendiği zaman kafasının daha iyi çalıştığını, projelerin arasında çeşitli bağlantılar kurabildiğini algılamıştı.
Leonardo yaşamının bu yeni evresinde kabul ettiği
Leonardo yaşamının bu yeni evresinde kabul ettiği tek büyük siparişi düşünmüştü: Milano dükünün babası olan Francesco Sforza anısına heybetli bir bronz atlı heykeli yapılacaktı. Bu yarışma karşı konulmaz gibiydi. Antik Roma'dan bugüne kimsenin görmediği boyutlar da olacaktı ve böylesine büyük bir bronz kalıp yapmanın gerektirdiği mühendislik becerisi dönemin tüm ressamlarını şaşkına çevirmişti.
Leonardo heykel tasarımı üzerinde aylarca çalıştı ve kilden yaptığı modelini Milano'nun en büyük meydanında sergiledi. Dev ölçülerdeki heykel kocaman bir bina büyüklüğündeydi. Çevresine toplanan kalabalık dehşete düşmüştü; hem boyutları hem de atın sert duruşu ürkütücü bir görünüm oluşturuyordu.
Bu harika yapıt hakkındaki söylentiler tüm İtalya'ya yayıldı ve halk bronz olarak ortaya çıkışını beklemeye başladı. Bu amaçla Leonardo tümüyle yeni bir kalıplama biçimi geliştirmişti.
Kalıbı parçalara bölmek yerine kesintisiz tek parça olarak yapacaktı ve geliştirdiği malzemelerin alışılmamış bir karışımını bütün olarak dökeceğinden atın görünümü daha doğal, daha organik olacaktı. Ne var ki birkaç ay sonra savaş patladı ve silah üretimi için dük bulabildiği tüm bronzlara el koydu.
Zaman içinde kil heykel yerinden kaldırıldı ve bronz heykel hiçbir zaman yapılmadı. Öteki sanatçılar Leonardo'nun akılsızlığına burun kıvırdılar - en kusursuz çözümü bulmak için o kadar çok uzun zaman yitirmiş ti ki, doğal olarak koşullar ona karşı komplo kurmuştu.
Hatta Michelangelo bile Leonardo ile dalga geçmişti: "Asla bronz olarak dökemeyeceğin bir at modeli yaptığın ve sonra vazgeçtiğin için utanmalısın. Milano'nun aptal halkı sana inanıyor muydu?"
Çalışmaları çok ağır ilerlediğinden benzer hakaretlere alışkındı
Çalışmaları çok ağır ilerlediğinden benzer hakaretlere alışkındı ama bu deneyimden hiç pişman olmadı. Büyük boyutlu nesneleri hazırlamak konusundaki kendi fikirlerini deneyden geçirmişti ve bu bilgiyi artık başka bir yerde kullanabilirdi.
Her neyse, bitmiş ürün onu pek fazla ilgilendirmiyordu; bir şey yaratırken yaptığı araştırma ve süreç onu heyecanlandırıyordu. Leonardo içindeki gizli gücün çalışmasını açıkça görebilmişti.
Çocukken bu güç onu yaşamın en çeşitli ve yoğun biçimini incelemesi için çevrenin en yabanıl bölümüne çekmişti. Aynı güç babasından kâğıt çalıp çizim yapmaya zorlamıştı. Verrocchio ile çalışırken deneyler yapmaya itmişti. Floransa saraylarından ve ressamların arasında gelişen özgüvensiz egolardan uzaklaştırmıştı.
Yine aynı güç onu aşırı bir cesarete sürüklemişti dev boyutlu heykeller, uçma girişimi, anatomi çalışmaları için kesip biçtiği yüzlerce ceset ve bunların hepsi yaşamın özünü keşfetmeye yönelikti.
Bu noktadan bakınca, yaşamındaki her şeyin anlamı vardı. Aslında evlilik dışı dünyaya gelmesi şansıydı kendi yolunu kendi çizebilecekti. Babasının bürosunda kâğıt bulunması bile bir çeşit kadere işaret ediyordu.
Ya bu güce karşı dursaydı? Sistine Şapeli'nde çalışma isteği reddedilince, kendi yolunu aramak yerine ya öteki ressamlarla birlikte Roma'ya gidip papanın merhametine sığınmaya kendini zorlasaydı? Bunu yapabilecek kapasiteydi.
Ya daha fazla para kazanmak için genellikle resim yapmayı yeğleseydi? Ya öteki sanatçılar gibi davranip yapıtlarını olabildiğince çabuk bitirseydi? Belki iyi durumda olacaktı ama Leonardo da Vinci olmayacaktı.
Yaşamı sahip olduğu amacından yoksun kalacağından, kaçınılmaz bir biçimde, bazı şeyler ters gidecekti. Yıllar önce çizdiği süsen çiçeğinin içindeki güç gibi kendi içindeki gizli güç de kapasitesini tümüyle kullanmasını sağlamıştı. Sonuna kadar büyük bir sadakatle bu gücün rehberliğini izlemiş, süreci tamamlayarak gelişim zihniyeti sahip biri olarak tarihe geçmişti.
Kaynak: Robert Greene - Ustalık
Yeni Yazılardan Haberdar Olun
Mindset ve kişisel gelişim üzerine haftalık içerikler
Bu yazıyı paylaşın
Aşkta Düşünce Tarzları

Yasemin Karakaya
Mindset ve ilişki koçu, kişisel gelişim uzmanı ve "Mindset Her Şeydir" kitabının yazarı. Girişimciler ve profesyoneller için dönüşüm koçluğu sunuyor.
Hakkımda

