İş dünyasında çok yaygın bir inanç var: “Bir işi ne kadar uzun süre yaparsan, o kadar iyi olursun.”
Birçok şirket bu varsayımı sistemlerine bile yerleştirmiş durumda. Yıl geçtikçe kıdem artıyor, kıdem arttıkça maaş artıyor. Deneyim = değer ve uzmanlık gibi kabul ediliyor.
Fakat uzmanlık psikolojisi alanında öncü bir araştırmacı olan Anders Ericsson, büyük ölçekli çalışmalarında çok ilginç bir gerçeği ortaya koyuyor. Deneyim tek başına performansı artırmıyor. Hatta bazen performans düşüyor.
Doktorlar, öğretmenler, şoförler… Yıllarca aynı işi yapan birçok kişi aslında gelişmiyor. Ve bu çok önemli bir soruyu gündeme getiriyor. “Neden bazı insanlar yıllar geçse de ilerlemiyor?”
Gerçek şu; önemli olan kaç yıl çalıştığınız değil, o yılları nasıl değerlendirdiğiniz. Uzmanlık kendiliğinden oluşmaz; doğru pratik ile oluşur.
Ericsson bunu iki temel kategoriyle açıklar:
Erdemli Pratik (Doğru Pratik)
Gelişimi mümkün kılan pratik türüdür: Konfor alanının dışına çıkmak, tek ve küçük bir beceriye odaklanmak, net performans ölçütleriyle çalışmak, sürekli geri bildirim almak ve hataları öğrenmeye dönüştürmek… Tüm bunlar gerçek uzmanlığın temelini oluşturur.
Bu pratik türü, zihinsel kapasiteni genişletir; yeni yollar, yeni stratejiler ve yeni beceriler oluşturur. Ve seni zamanla gelecekteki versiyonuna yaklaştıran gerçek değişimin temelini atar.
Nâif Pratik (Yerinde Sayma Pratiği)
İnsanların çoğunun yıllarca yaptığı pratik türüdür: Aynı şeyleri tekrar etmek, zaten bildiğini yeniden yapmak, odaksız çalışmak, geri bildirim almamak ve hiçbir şeyi ölçmemek.
Bu tür pratik gelişim üretmez; çünkü beyinde yeni bağlantılar oluşturmaz ve performans da değişmez.
Bu noktada kritik bir gerçek ortaya çıkıyor, gelecekteki “sen”, bugünkü potansiyelinin çok daha ilerisinde bir yerde duruyor. Peki neden hemen o seviyeye çıkamıyorsun? Çünkü bugünkü beyninin sinir bağlantıları o seviyeyi desteklemiyor.
Bu, beynin dilediğimiz gibi şekil değiştirdiği anlamına gelmez; yalnızca doğru uyarılarla kendini yeniden organize edebildiğini gösterir. Bu süreç, beynin belirli koşullar altında yeni bağlantılar oluşturma kapasitesine yani nöroplastisiteye dayanır.
Yani doğru pratik → yeni bağlantılar → yeni beceriler → yeni performans seviyesi demektir.
Bu da potansiyelin doğuştan belirlenmediğini; aksine doğru pratikle inşa edildiğini gösterir.
Ericsson’ın yıllar boyunca ortaya koyduğu modele göre uzmanlık 3 temel süreçten oluşur:
- Odak (Focus): Sadece çalışmak değil; belirli, küçük bir beceriye tüm dikkatle odaklanmak.
- Geri Bildirim (Feedback): Her denemenin sonucunu bilmek. Neyi doğru yaptığını, neyi değiştirmen gerektiğini görmek. Bu geri bildirim bir mentordan, bir uzmandan veya net bir ölçüm sisteminden gelir.
- Düzeltme (Fix It): Geri bildirimi al → hatayı değiştir → tekrar dene. Bu döngü şöyle ilerler: Odaklan → Deneme Yap → Geri Bildirim Al → Düzelt → Tekrarla. Bu süreç beynin yeniden bağlantı kurmasını sağlar. Yeni bağlantılar ise yeni becerilerin temelidir.
Sonuç olarak elbette deneyim değerlidir… Fakat ancak doğru pratiğe dönüştüğünde uzmanlık yaratır. Aynı yılı tekrar tekrar yaşamıyorsak yani her yıl üzerine koyabiliyorsak ve bunu odak, geri bildirim ve düzeltme döngüsüyle destekliyorsak, uzmanlık kaçınılmazdır. O zaman deneyim gerçek bir ustalığa dönüşür.
Araştırmalar bize şunu gösteriyor, uzmanlık, zamanın değil, yöntemin eseridir. Potansiyel doğuştan sabit değildir; doğru pratikle genişler ve inşa edilir.
Yeni Yazılardan Haberdar Olun
Mindset ve kişisel gelişim üzerine haftalık içerikler
Bu yazıyı paylaşın
Epigenetik ve Gelişim Zihniyeti: Gerçekte Ne Kadar Değişebiliriz?
Travma, Olumsuz Yaşantılar ve Zihniyet: Zorluklar Karşısında Bazıları Nasıl Büyüyor?

Yasemin Karakaya
Mindset ve ilişki koçu, kişisel gelişim uzmanı ve "Mindset Her Şeydir" kitabının yazarı. Girişimciler ve profesyoneller için dönüşüm koçluğu sunuyor.
Hakkımda


