Birkaç gün önce Susan David’in TED konuşmasını dinledim. Konuşmasının başında paylaştığı bir kelime var: Sawubona. Zulu dilinde “Seni görüyorum ve seni görerek varlığa getiriyorum” anlamına geliyor.
Ne kadar güçlü bir ifade, değil mi? Bu kelime üzerine düşündükçe şunu fark ettim: Çoğumuz hayatın içinde koştururken, kendimizi gerçekten görüyor muyuz? Yoksa bir şeyleri “halletmeye” çalışırken hissettiklerimizi geri plana mı atıyoruz?
Bu soru, hayatımda defalarca karşıma çıktı. Küçüklüğümden beri zorluklarla mücadele ettim: Sağlık sorunları, kayıplar, umutsuz anlar… Ama beni en çok yaralayan şey, tüm bu süreçlerde hissettiklerimin çoğu zaman görmezden gelinmesi oldu. Bana da sık sık “Güçlü olmalısın” dendi, belki sen de duymuşsundur.
Ama güçlü olmak ne demek? Hiçbir şey olmamış gibi devam etmek mi? Yoksa içinde fırtınalar koparken, o fırtınayı görmezden gelmek mi?
Susan David’in anlattığı gibi, duygularımızı bastırmak ya da “iyi” ve “kötü” diye sınıflandırmak bizi içten içe tüketiyor. Oysa gerçek dayanıklılık, duygularımızı anlamak ve onlarla birlikte yol alabilmekten geçiyor.
David’in hikâyesinde kendimi en çok bulduğum an
David’in hikâyesinde kendimi en çok bulduğum an, babasını genç yaşta kaybetmesi oldu. O da bir gün okuldan çıkıp eve geldiğinde, artık babasının olmadığını öğrendi.
Ama güçlü kalması bekleniyordu, sarsılmaması, üzülmemesi… Onun bu duygularla başa çıkışı, sekizinci sınıftaki bir öğretmeninin ona boş bir defter vermesiyle değişmiş. “Ne hissediyorsan yaz” demiş öğretmeni, “Kimse okumuyormuş gibi yaz.” İşte o an, Susan David’in iç dünyasıyla gerçekten iletişime geçtiği ilk an olmuş.
Benim için de yazmak, bir dönüm noktasıydı. Sanatçının Yolu kitabıyla tanıştığımda, her sabah sayfalarca yazmaya başladım. Başlangıçta sadece içimi döküyordum ama zamanla fark ettim ki, uzun süredir kendi iç sesimi bastırıyormuşum. Yazmak bana iyi geldikçe, bu süreci başkalarıyla da paylaşmaya başladım.
Küçük atölyeler düzenledim, çünkü gördüm ki yalnız değilim. Hepimiz bazen kendimizi görmekte zorlanıyoruz.
Bugün birçok insan duygularını “doğru” ve “yanlış” diye sınıflandırıyor. Kimi insanlar, acıyı ve kırılganlığı inkâr ederek güçlü olduklarını düşünüyor. Kimi ise olumsuz duyguların içinde kaybolup onlara tamamen teslim oluyor. Ama Susan David’in vurguladığı gibi, duygusal çeviklik, duygularımızın esiri olmamak ama onlara kulak vermeyi de bilmek demektir.
Benim için de bu süreç
Benim için de bu süreç, kendimi kusurlarımla kabul etmeyi öğrendiğimde başladı. Kırılganlık, saklanması gereken bir şey değil. Aslında, en derin bağları kurmamızı sağlayan şey. Gerçekten görüldüğümüz ve anlaşıldığımız anlar, genellikle en kırılgan halimizle var olduğumuz anlardır.
Şiddetsiz iletişimde bahsedildiği gibi, öfke, aslında karşılanmayan bir ihtiyacın habercisidir. Öfkelendiğimizde çoğu zaman, temel bir ihtiyacımızın göz ardı edildiğini fark ederiz: Belki saygı duyulmak istiyoruz, belki anlaşılmak, belki de gerçekten dinlenmek… Öfkeyi bastırmak yerine ona kulak verdiğimizde, kendi özümüzle daha derin bir bağlantı kurabiliyoruz.
David’in de söylediği gibi, “Duygularımız veridir, ama emir değildir.” Yani, bir duyguyu hissetmemiz, onun peşinden gitmemiz gerektiği anlamına gelmez. Ama ona kulak vermek, kendimizi anlamak için büyük bir fırsattır. Bugün eğer öfkeliysen, neden öfkeli olduğunu kendine sorman gerekir.
Üzgünsen, bu üzüntünün hangi değerli şey ile bağlantılı olduğunu görmek gerekir.
Hayatta hepimiz kayıplar yaşayacağız. Sevdiklerimizi kaybedeceğiz, hayallerimiz bazen gerçekleşmeyecek, bedenimiz bazen bize ihanet edecek. Ama önemli olan şu: Tüm bunların içinde kendimize ne kadar dürüstüz?
Bu yazıyı yazarken kendime şunu soruyorum: Bugün kendimi gerçekten görüyor muyum? Belki sen de kendine bu soruyu sorabilirsin.
- Ne hissediyorsan hissetmeye izin ver. Çünkü duygularımızı kabul ettiğimizde, kendimize en büyük hediyeyi vermiş oluruz.
- Ve unutma, yalnız değilsin.
- Link:https://www.ted.com/talks/susan_david_the_gift_and_power_of_emotional_courage
Yeni Yazılardan Haberdar Olun
Mindset ve kişisel gelişim üzerine haftalık içerikler
Bu yazıyı paylaşın
Zihniyet Değişimi: Kolay mı, Zor mu?
İnandığın Kadar Güçlüsün

Yasemin Karakaya
Mindset ve ilişki koçu, kişisel gelişim uzmanı ve "Mindset Her Şeydir" kitabının yazarı. Girişimciler ve profesyoneller için dönüşüm koçluğu sunuyor.
Hakkımda

