Peki, yürüyüş yapmayı sever misiniz?
Ben çok severim. Hem de deli gibi, tutkuyla severim. Genellikle her akşam günbatımı saatinde çıkarım yürüyüşe. Öyle güzel batar ki güneş, bizim oralarda böyle güzel olmaz dedirtir.
Sabahları yürümeyi de çok severim. Ancak sabah saat altıda mesaim başlıyor. Müşterilerimin çoğu doğu yakasında olduğu için, onların saat diliminde sabah dokuz oluyor. Bu yüzden uyanır uyanmaz bilgisayarımın başına geçiyorum.
Önce müşterilerden gelen bir şey var mı diye bakıyorum, ekip neler yapıyor, o gün listemde neler var her şeyi kontrol ettikten sonra kahvaltı hazırlığına geçiyorum. Anlayacağınız, sabah rutinim oldukça yoğun. Bu nedenle sabah yürüyüşlerine nadiren çıkabiliyorum. Ama akşam yürüyüşünü, sağlığım elverdiği sürece asla kaçırmam.
Peki, neden yürüyüşü bu kadar seviyorum, biliyor musunuz? Çünkü uzun bir süre boyunca yürüyemedim. Hayatım çoğu zaman dört duvar arasında geçti. Üstelik öyle pencereye yakın yerlerde de yatmadım; sokağı göremediğim odalarda günlerimi geçirdim.
Bir keresinde hastane odasında cam kenarındaki yatağa denk gelmiştim. Ne güzeldi gün doğumunu ve gün batımını izlemek! Yıl 1989, Sisli Etfal Hastanesi, ikinci kat ortopedi servisi çocuk odasında yatıyorum. Okulların açıldığı ilk gün ve ilk defa mavi önlük uygulamasına geçilmiş. Penceremden çocuklarını okula getiren velileri izliyorum.
Mavi önlük giymiş çocukları görüyorum. Bugün onların günü. Gözlerimden yaşlar süzülüyor.
Ben ise hastane odasında, bacağımdaki çivilerle sağa sola dönemiyor, yüz üstü bile yatamıyorum. Bacağıma beş kilo ağırlık bağlanmış; doktorlar tekrar çıkan kalçamı yerine getirmeye çalışıyor. O yılım hep hastanelerde ameliyatlarla ve alçılarla geçti. Göğsümden aşağısı alçıda, birileri yemek verirse yiyebiliyorum, birileri su içirirse içebiliyorum. Ne zor, ne acılı yıllardı…
O gün benim de okulum açılmıştı ama sıram boştu. Ben bir hastane yatağını dolduruyordum. Zil çalıyordu, bahçede çocuklar koşuşturuyordu. Ben de orada olmalıydım. Öyle ya ben de bir çocuktum. Çocuklar gülmeliydi, ağlamamalıydı. Kim bilir ne zaman taburcu olacaktım? Ve daha kaç ay alçılar içinde, dizlerimi kıramadan uyuyup uyanacaktım? Kim bilir o ilk adımı ne zaman atabilecektim?
O ilk adım... Her ameliyat sonrası yeniden yürümeyi öğrenmek... Evet, öğrenmek diyorum, çünkü gerçekten yürümeyi unutuyorsun. Korkarak, ürkekçe basıyorsun yere. Ama o ilk adımı atacağın günü beklemek, o kadar heyecanlı ki! Doktorun ağzından çıkacak "Artık yürüyebilirsin" cümlesini duymak…
O zamana kadar daha çok öğrenci izleyecektim pencereden, daha çok zil sesi duyacaktım. Ama olsun. Bir gün martı Jonathan gibi sınırlarımı zorlayacak, Küçük Kara Balık gibi okyanuslara açılacaktım. "80 Günde Devriâlem" yapacaktım. Hele bir iyileşeyim...
Sağlıklı olduğum her gün, dört duvar arasından çıkıp soğuk rüzgârları, karı, yağmuru hissedecektim bedenimde. Her gün saatlerce suyun altında kalacaktım.
Ve işte bugün, kendime verdiğim sözü tutarak, her gün yürüyorum. Attığım her adım için şükrediyorum. O gün hastane penceresinden dışarıyı izleyen, hayaller kuran Yasemin’e bu gün teşekkür ediyorum.
Barıştım seninle, küçük kız. Senin bir suçun yoktu. O yatakta yıllarca yatmak senin suçun değildi. Çok iyi mücadele ettin. Aferin kızım!
Şimdi koş kendine ve kendini fethet!
Yeni Yazılardan Haberdar Olun
Mindset ve kişisel gelişim üzerine haftalık içerikler
Bu yazıyı paylaşın
05 Aralık: Yas ve Kutlama Bir Arada
Kendini Övmek Ayıp mı? Yoksa Başarının Anahtarı mı?

Yasemin Karakaya
Mindset ve ilişki koçu, kişisel gelişim uzmanı ve "Mindset Her Şeydir" kitabının yazarı. Girişimciler ve profesyoneller için dönüşüm koçluğu sunuyor.
Hakkımda

